Ayşe Batumlu
CHP ve MHP'nin başı çektiği 'hayır'cıların da, AKP ve onun peşinden giden 'evet'çilerin de Kürtlere karşı bir ittifakın içinde oldukları açık. Burada şaşırtıcı bir yan yok.
Ben 'yetersiz ama evet' diyenlerle 'yetersiz o nedenle hayır' diyenlerin de bilerek ya da bilmeyerek bu iki cepheye hizmet ettiği kanısındayım.
Hem 'yetersiz de olsa evet' diyenlerin, hem de 'yetersiz o nedenle hayır' diyenlerin, neden yeterli hale gelmesi için ortak bir çaba sarf etmediğini, 'Türkiye'ye özgü siyaset' gerekçesi de açıklayamıyor. 11 Eylül'e kadar yeterli hale gelmesi için bir muhalefet ve baskı cephesi oluşturarak yetmezi yeter kılabilmek varken, neden, üstelik de aynı yanlış sonuca götürecek olan, bu ayrışma şimdi?
Ama bu tartışmalarda beni en çok şaşırtanların en sonda söylenebilecek sözü en başta söyleyenler olduğunu itiraf edeyim.
Yetmez ama evet diyen arkadaşlar alınmasın ama bu ajitasyonun kime karşı yapıldığını anlayamamak benim eksikliğim olmasa gerek. Solcu olup da 'Hayır' diyenlere karşı mı, yoksa boykot diyen Kürtlere karşı mı? Neden 'hayır' diyen solcularla tartışmayıp, Kürtlerin temsilcisi olduğunu kanıtlayan BDP'yle ve onun boykot kararını destekleyenlerle tartıştıkları sorusu yalnızca bir soru değil ciddi bir soruna da işaret ediyor. Amaç BDP'yi bu konuda destekleyenleri önleyerek BDP'yi yalnızlaştırmaksa, bilinmeli ki bu, benim de katıldığım BDP'nin boykot kararını desteklemenin devrimci tutum olduğu görüşüne sahip olanları engelleyemez.
Esasen başından beri, referandum konusunda bütün solcular, bütün demokratlar ve liberaller AKP'yi değil de BDP'yi destekleseydi, şimdi paketteki 'yetersizlik' aşılmış olurdu ve yetmez ama evet diyenler de bu 'yetersizliğe' mahkum olmaz, bizim gibi boykot kararını destekleyenleri de bu mahkumiyete razı etmeye çalışmazdı. AKP'ye değil de, BDP'ye baskı yapma taktiği ki bu Taraf Gazetesi'nin başını çektiği bir taktikti, referandumu yozlaştırdı ve onu, AKP'nin özellikle Bölge'de bir seçim öncesi BDP karşıtı kampanyasına dönüştürdü. Bu taktiğe boyun eğmemek gerek.
Şu anda 'Türkiye'de demokrasinin geleceği, BDP'nin ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiyesini önlemeye mi, yoksa Anayasa Mahkemesi ile HSYK'nin bileşimini AKP'den yana değiştirmeye mi bağlı?' sorusu can alıcı önemdedir.
Diğer önemli soruysa, Kürt sorununda çözümün mahkemenin bileşiminde yapılacak değişiklik sayesinde mi, Kürt halkının örgütlü gücünü korumak sayesinde mi gerçekleşeceğidir.
Eğer bunlara verilecek yanıt tasfiyenin önlenmesi ve Kürt halkının örgütlü gücünün korunması gerektiği ise, BDP'yi her durumda desteklemek gerekir. Boykot taktiğini yanlış bulanların da bu desteği vermesi o nedenle şarttır.
Anayasa Mahkemesi'nin bileşeni önemlidir önemli olmasına ama bir düşünelim, BDP boykot ilan ettiği halde yenilgiye uğrarsa, Anayasa Mahkemesi'nin tüm üyeleri hangi zihniyete sahip olurlarsa olsunlar Kürt sorununda çözüm olabilir mi? Ya da eğer Kürt illerinde güçlü ve yenilmez bir örgütlenme varsa, o Anayasa Mahkemesi istese de çözümün önünde engel olabilir mi?
Çözüm devlet kurumlarının ne kadar 'demokratik' olduğundan ziyade; halkın demokratik iradesinin ne kadar güçlü olduğuyla ilişkilidir. Bu durumda, şu anda BDP'yi güçlendiren her şey demokrasiyi güçlendirecektir. Aynı şeyi AKP için söylemek ise akıl karı değildir.
Kürt Özgürlük Hareketi, kendi topraklarında Kürtlere rağmen takınılacak hiçbir keyfi tutuma izin vermemek yönünde en büyük adımı bu boykot kararı ile atıyor. Bölge'de Kürdü hesaba katmayan kararların uygulanamayacağını dolaylı bir dille ilan etmiş oluyorlar.
Onların bu iradesi mi önemli, yoksa Kürt halkı ve diğer halklar açısından hiçbir köklü dönüşüm yaratmayacak olan 'yetersiz'liği itiraf edilen anayasa değişiklikleri mi? Bu soru önemlidir; çünkü bir takım aydınların 'yetersiz' dedikleri şey, tam da Kürt sorununda tek bir değişimin gündeme gelmemesidir. Tabir caizse 'yükün büyüğü arabada unutulmuştur' ve bir takım kişilerin 'devrim' diye alkışladığı değişikliklerle aslında 'bir nal bulunmuş, iş üç nalla bir at bulmaya kalmıştır'.
Türkiye'de demokrasinin güvencesi halktır, özel olarak, yükselen bir devrimci süreç yaşayan Kürt halkıdır. İşte bu yüzden, içinde yer aldığım Demokrasi Ve Özgürlük Hareketi, bir yandan BDP'nin boykot kararını destekleyip bunun çalışmasını yürütürken, bir yandan da 'yetmez ama evet' ve 'yetersiz o yüzden hayır' diyenleri en azından referanduma kadar hükümeti zorlayıcı bir tutumda ortaklaşmaya ve böylelikle gerçekleri görmeye çağırıyor.
AKP'nin, referandumu, Kürt halkına karşı silahlı savaşla desteklenmiş bir siyasal saldırı kampanyası haline getirmesinin önüne dikilmeli; referandum kampanyasının bu anti-demokratik içeriğini, yönelimini ve amaçlarını boşa çıkararak, ona Kürt halkıyla omuz omuza derin bir içerik, yönelim ve amaç kazandırmak gerek.
Bizden oy isteyenlere karşı hep birlikte emeğin tekellere karşı iş, aş, toplumsal adalet için örgütlü mücadelesinin önündeki bütün engelleri kaldıracak; askeri ve yargısal vesayete son verecek, Kürtlerin kimliğini, dilini, o kimlik ve dilde politik, ekonomik, toplumsal, kültürel yaşama katılma hakkını, yerel yönetimlerde kendi kendini demokratik özerklik temelinde yönetme konusunda Türklerle Kürtlerin eşitliğini tanıyan demokratik ve sivil bir anayasa için baskı yapalım. Böyle bir anayasa sözü vermeleri için zorlayalım. Bu tutum, atı ve kalan 3 nalı beklemekten daha sonuç alıcı olacaktır.
umlu.ayse@gmail.com